| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

yerlidizi özetleri, eskidizi bölümleri

eski dizi arşivi blog,eski dizi bölümleri online izle,arşivimiz yerlidizi bölümüdür,yerli dizi yeni bölüm özeti

Yazılar

Ajda Pekkan Ağlama Anne Şarkı Sözleri

Ajda Pekkan - Ağlama Anne

Ah ne hayatlar ümidiyle
zamansız yollara düştük
ilk yenilen biz değildik elbet
gün oldu dünyaya küstük

Ağlama anne benim için ağlama
bende herkes kadar aldım acılardan
ağlama anne benim için ağlama
bende herkes kadar yandım

sen ne olur cocuklugumu sakla
tek kalan bu elimde avucumda
aglama anne benim icin ağlama

Her birimiz baska bir hikaye
anne bu ayrılıklar niye
sen yine bir ninni söyle bana
yavrum uyusunda büyüsün diye

Ağlama anne benim icin ağlama
bende herkes kadar aldım acılardan
ağlama anne benim icin ağlama
bende herkes kadar yandım
sen ne olur çocukluğumu sakla
tek kalan bu elimde avucumda
ağlama anne benim icin ağlama

 

İstanbul Madein Turkey 4"de.

Azize'nin, DJ Cengiz Cebeci'nin düzenlemesiyle kaydettiği "İstanbul" isimli şarkısı, Almanya'da çıkacak ve pek çok ülkede satışa çıkacak olan compilation bir albüme seçildi. Uluslararası Müzik çevrelerince tanınan ve daha önce birçok complation albüme imza atan Gülbahar Kültür'ün derlemesiyle çıkacak olan "Made İn Turkey 4" adlı özel albümde, Azize'nin dışında Türkiye'nin önde gelen birçok farklı sanatçısı yer alıyor. Albümde yer alan şarkının klibi de müzik kanallarında yayınlanmaya başladı..

Anestezi Nedir (bilgi)

Genel anlamda anestezi,ameliyat,ya da herhangi bir cerrahı müdahale öncesi, insan ve hayvanların vücudunun bütününde veya belirli bir kesimindeki duyunun (hissin) yok edilmesi demektir.

Bunların dışında bir de kendiliğinden, bazı nedenler dolayısıyla olan anestezi hali varsa da, konumuzun dışında kalmaktadır. Özel ve belirli bir amaçla uygulanan anestezi iki çeşittir :

1 - Genel anestezi:Bu tür anestezide,hastanın acı,ağrı duymaması için uygulanan şey, vücudun bütünündeki duyuyu geçici bir süre için yok eder. Kullanılan anestezi maddesi, sinir sisteminin bütününü etkiler. Halk arasında bu tür anestezi "uyutma" diye tanımlanır.

2 - Lokal (yerel-mevziî) anestezi: Vücudun sadece müdahale edilecek bölgesinde geçici bir duyusuzluk (hissizlik) yaratır. O bölgede acı duyulması önlenmiş olur.

Anestezide ana amaç,acının kontrol altına alınmasıdır. İnsanlar,çok eski tarihlerden beri bu alanda bazı uygulamalar yapmışlardır. M. S. birinci yüzyılda yazılmış olan bir tıp kitabında, "uyutucu" bazı ilaçlardan söz edilmiştir. Doğu'da aynı uygulamanın bu tarihten önce de yapıldığını güvenilir kaynaklardan biliyoruz. Belirli bazı otlar,gazlar,yağlar,hatta hipnotizma (ipnotizma),geçmişte yaygın ölçüde anestezi uygulamaları olarak kullanılmıştır.

Modern anestetikler (kloroform,nitrik asiteter ve etileni kullanılmadan önce bütün ameliyatlar hastaya dayanılmaz acı verir,dolayısıyla ameliyatın iyileştirici etkisine karşı bir dayanıksızlığa sebep olurdu. Modern cerrahî, ancak acının azaltılması,hastanın sükûn ve dayanıklılığının sağlanabilme-sinden sonra yüksek oranda başarılı sonuçlar vermiştir.

Daha yukarda değinmiş olduğumuz gibi, anestetik maddelerin çoğu gazdır. Bunu koklayarak soluyan hasta, geçici bir süre için bilincini kaybeder. Başka türlü söylemek gerekirse kendinden geçer. Ayrıca, kan dolaşımına enjekte edilen (iğneyle verilen) anestetik maddeler de vardır. Özellikle "lokal -yerel" anestezi, ameliyat edilecek uzuva ve çevresine bu bölgedeki duyuyu geçici bir süre için öldürecek ilaçların enjeksiyonuyla yapılır.

Lokal-yerel anestetik olan kullanılan ilaçların en önemlileri, kokain, novakain, morfin gibi maddelerdir. Bir hastaya anestezi uygulanmasında dikkat edilecek en önemli husus, hastanın vücudunun (kalbinin, ciğerlerinin, sinir sisteminin, vs.) durumunu, tepkilerini önceden kontrol etmektir.

Alyuvarlar Nedir Ne Değildir

Kanın onda dokuzundan fazlası alyuvarları kapsar .Bunlar öylesine küçüktür ki,büyükçe bir damla kanda 250 milyon dan fazla alyuvar vardır. Alyuvarlar disk biçiminde olup, kenarları dışa doğru kabarıktır. Alyuvarlarda "emoglobin" diye tanımlanan bir öz (cevher) bulunur. Emoglobin, demir bileşiği bir maddedir. Ciğerlerden gelen oksijenle çok iyi birleşir. Alyuvarların görevi oksijeni vücudun bütün kısımlarına taşımak,orada bulunan hücrelere ulaşarak onlara oksijen sağlamaktır.

Emoglobin oksijenle birleşince iyice kırmızılaşır. Bir kesikten akan kanın daima kırmızı olması, havanın oksijeniyle birleşen emoglobin nedeniyledir.Alyuvarlar sadece elli ile yetmiş gün arasında yaşarlar.Devamlı olarak yenilenmeleri,yani yerlerini yenilerinin alması gereklidir. Bir kemiğin iç yapısındaki kırmızımsı dokunun,kırmızı kan hücreleri dolayısıyla olduğunu öğrenmiştik. Bazı kemiklerin iliğinde de kırmızı hücreler oluşur.

Alyuvar eksikliği çeken bir kimsede "anemi" olduğu söylenir. Genellikle halsiz ve incedir. Çünkü vücut hücreleri, yeterince oksijen alamaz. Anemi hastalıkları, hasta kişinin besin maddelerinde "demiri bol" şeylerin arttırılmasıyla tedavi edilirler.

Görüldüğü gibi,alyuvarlar vücut sağlığı bakımından son derece önemli bir unsur niteliğindedirler

Atom Enerjisi Nedir Atom Enerjisi hakkında bilgi

Atomik enerji atomdan elde edilen enerjidir.Her atom kendi bünyesinde bir enerjiye sahiptir.Bu enerji,bir atomun parçalarını bir arada tutar. Dolayısıyla, atomik enerjide bir atomun çekirdeği enerjinin kaynağıdır. Atom parçalandığı zaman bu enerji serbest kalacaktır.

Gerçekte atomla enerji sağlamanın iki yolu vardır. Bunlardan biri "fission /birleştirme",öteki ise "flssion/bölme " diye tanımlanır. "Birleştirme" reaksiyonu gerçekleştiğinde iki atom bir tek atom teşkil edecek yapıdadır.Atomların birleşmesi.Isı formunda çok büyük miktarda bir enerjinin serbest kalması sonucunu verir. Güneş tarafından yayılan enerjinin çoğu, güneşte meydana gelen "fission" işleminin sonucudur.Atomik enerji sağlamanın bir başka şekli, "fission/bölünme" işlemidir. Bir atom ikiye bölündüğü zaman bu işlem olmuştur. Bu reaksiyon, atomların nötron gibi atomik cüzlerle (zerreciklerle) bombardımana tutulması sonucu yapılır.

Nötronlarla bombardıman edilen bir atomun mutlaka bölünmesi beklenemez. Aslında atomların çoğunu parçalayamayız.Buna karşılık, uranyum ve plütonium atomları uygun şartlarda daima parçalanır.

"U-235" diye tanımlanan bir tür uranyum ( ki " uranyum izotopu" diye bilinir),nötronlarla bombardıman edildiğinde iki parçaya ayrışacaktır. Bunun verdiği enerji ne kadardır tahmin edebilir misiniz ?

Yaklaşık olarak 1 kilo kömürün yandığı zaman verdiği enerjinin bir milyon kat fazlasıdır. Bu yüzden, küçük bir uranyum parçası kocaman bir geminin,bir uçağın hareketini sağlayabilir. Bir jeneratörü çalıştırabilir.

Görüldüğü gibi, atomik enerji insanın geleceği için eşi benzeri bulunmaz bir güç kaynağıdır

Atomu Kim Keşfetti

Eski Yunanlılar,bütün maddelerin atomlardan oluştuğuna inanırlardı. Gerçekte, Yunanca asıllı "atom" kelimesi "bölünemez" anlamına geliyordu. Yunanlılara göre, herhangi bir madde ne kadar bölünürse bölünsün (NOT:burada, bölünmekle "parçalanmak",daha ufak parçalara ayrışmak kastedilmektedir), sonunda hiç bölünemeyecek bir zerresi ortaya çıkacaktı.Bu en ufak ve daha öteye bölünemez zerre de "atom"du.

Yunanlıların bu inancına rağmen, atomu onların keşfettiğini söyleyemeyiz. Her şeyden önce, Yunanlıların bu konudaki inancı bilimsel olmaktan uzaktı. Bilimsel deney ve gözlemlere dayanmıyor,onlarla desteklenmiyordu.

Bildiğimiz anlamda atom,bilimsel gözlemler, kuramlar sonucu öğrenilmiştir. 19. yüzyılın başlangıcına kadar, maddenin ve cevherinin (özünün)yapısı hakkında sadece filozofların öğretileri vardı. Sonra John Dalton adında bir İngiliz kimyacı ve matematikçi,ilk kez bilimsel atom kuramından (teorisinden) söz etti. Yıl 1803 de

John Dalton dikkatli bir deneyciydi.Çeşitli gazlardan aldığı örnekleri tarttı ve ağırlıklarının farklı olduğunu gördü. Gazların da, katı cisimler ve sıvılar gibi inanılmaz küçüklükte zerreciklerden oluştuğunu keşfetti. Bu küçük zerrecikleri "atom" diye adlandırdı. Dalton değişik elemanların atomlarının değişik özelliklerde ve farklı ağırlıklara sahip olduğunu açıkladığı zaman, atomla ilgili açıklama ve çalışmalar bilimsel bir nitelik kazanmış sayılırdı.

Buna rağmen,bir atomun tam anlamıyla ne olduğu ve fonksiyonları hâlâ gereğince açıklanmamıştı. Hemen hemen yüz yıl sonra,Ernest Rutherford adındaki başka bir İngiliz,güneş sistemine benzer, onunla kıyaslanabilecek bir tanımlama yaptı. Merkezde pozitif elektrik yüklü bir çekirdek (nükleus) ve bunun çevresinde yer almış olan negatif elektrik yüklü elektronlara ilişkin açıklamalarda bulundu.

Bugün,bilim adamları atomun elektronlar,protonlar,nötronlar,positronlar,nötrin onlar,mesonlar ve hiperonlardan meydana geldiğine inanmaktadırlar. Gerçekte, atomun göbeğinde 20 den fazla ayrı zerrecik bulmuşlardır. Gene de,atomun her şeyi izah edebilecek,buna yardımcı olacak bir tek tam resminin bulunmadığını özellikle belirtelim.

Bakteri Nereden Gelir

Bakteri, ancak birkaç yüz misli büyülten bir mikroskopla görülebilecek kadar küçük canlı varlıklar (organizmalar) dır. Küçüklükleri nedeniyle "mikroorganizma" diye de tanımlanırlar.Teknik gelişmeler belirli bir düzeye varıp da insanlar bakterileri mikroskop altında görmeden önce, bunların faaliyetlerinin sonuçlarını biliyorlardı.

Sözgelimi şarabın tahammürü (fermantasyonu),sütün ekşimesi, bitkilerin kuruyup ölmesi, ölen hayvanların yürüyüp kokuşması, söz konusu faaliyetler arasındaydı.Ancak dinsel ya da batıl inançlar nedeniyle, insanlar bu oluşumları başka şeylere yormaktaydılar.

Bugün çevremizde havada, suda, yiyeceklerimizde, deride, hatta vücudun içinde bakterilerin var olduğunu biliyoruz. Bakteriler bölünerek çoğalırlar. Aslında canlı olmalarına rağmen, bunlarda dişi veya erkek diye ayrım yoktur. Kendileri için uygun şartları,beslenme olanaklarım buldukları zaman, devamlı olarak çoğalacaklardır.

Tek hücreli bir canlı olan bakteri, hayvandan ziyade bitkisel bir yapıya sahiptir. Dışta kabuğumsu, " membran " adı verilen tabaka bulunur. Söz konusu kabuk "su geçirmez" nitelikte değildir. Bunun içi "protopiazma" denilen maddeyle doludur. Genellikle bir merkez veya çekirdek (nükleus) yoktur.

Bakterinin dış kabuğu son derece önemlidir. Çünkü bakteriyi yok etmek için kullanılacak herhangi bir kimyasal maddenin membran'ı geçebilmesi gerekir.Bakterinin küçük yapısı, bir uçta büsbütün incelerek "Flagella-kuyruk" görünümünü alır.Bazı bakteriler, bu flagella'nın salıntısıyla hareket ederler. Bazılarının hareketiyse, solucanlar gibi kısalıp uzamak suretiyledir.

"Enfeksiyon-bulaşıcı" diye tanımlanan hastalıklara sebep olan bakteriler,bazı bakımlardan da insanlar için çok yararlıdır

Bir Atomun Büyüklüğü Ne Kadardır,

Her şeyden önce,söze bugün atom hakkında bildiklerimizin yarına değişebileceğini belirterek başlayalım. Atom parçalama (ayrıştırma) makinelerinin yapılmasıyla,bilim atom konusunda devamlı olarak yeni yeni şeyler öğreniyor.

Ne gariptir ki, Yunanca asıllı atom kelimesinin karşılığı "bölünemez,parçalanamaz" anlamına gelmektedir.Bundan kolaylıkla anlaşılacağı gibi, eski Yunanlılar atomu maddenin en küçük parçası diye kabul etmekteydiler.

Oysa,günümüzde atomun çekirdeğinde 20 den fazla muhtelif zerrecik bulunduğu öğrenilmiştir.Bilim adamları, atomun elektronlar, protonlar, nötronlar, positronlar,nötrinolar,mesonlar ve hiperonlardan oluşan bir yapıya sahip bulunduğuna inanıyorlar. Elektronlar, çok küçük negatif elektrik yükü taşıyan zerreciklerdir. Proton ise,elektrondan 1836kere ağır olup pozitif elektrikle yüklüdür. Buna karşılık, nötron daha ağırdır. Fakat herhangi bir elektrik yükü taşımaz. Positron, yaklaşık olarak elektron büyüklüğündedir ve pozitif elektrik yükü taşır. Nötrino,bir elektronun iki binde biri kadardır. Elektrik yükü yoktur. Mesonlar, pozitif veya negatif elektrik yüklü olabilir. Hiperonlar protonlardan daha büyüktür. Ancak, bunların nasıl bir arada bulunduğu veya elektrikle yüklü oluşu bizler için hala meçhuldür. Bilinen şey,bu atomların elemanları meydana getirdiği ve birbirlerinden farklı olduğudur. Farklılıklarının belirgin gerçeği, ağırlıklarıdır . Dolayısıyla, elemanlar atomik ağırlıklarına göre gruplandırılırlar. Sözgelimi hidrojenin atomik ağırlığı "l",demirinki ise "55"dir. Bunun anlamı, demirin atomunun hidrojen atomundan 55 kez daha ağır olduğudur.

Gene de bu ağırlıklar son derece küçüktür. Hidrojenin bir tek atomu,bir gramın milyonlarca kere milyonda biridir.Bunu başka bir örnekle de belirtebiliriz.Bir gram. hidrojende bulunan atom sayısı, 6 sayısını izleyen 23 sıfırlı rakamla belirtilecektir.

Bir hidrojen atomu,çapı yaklaşık olarak 65 metreye varacak kadar büyütüldüğü zaman, yüksekliği 15 katlı bir yapıya eşit olacaktır. Aynı atomun elektronu,aşağı yukarı bir toplu iğne başı büyüklüğünü bulacaktır. Bu atomun protonu ise ancak mikroskopla görülebilir.

Yumurta Nasıl Olur

Bildiğimiz bir yumurta sizlere belki basit bir şeymiş gibi görünebilir ama bu yumurtanın oluşumu gerçekten karmaşık bir işlemdir.

Bir kuşun yumurtasında oluşan ilk kısım yumurtanın sarısıdır. Bu kısım,kuşun üretim (üreme) organında veya yumurtalıkta şekillenir.

Sarı madde yumurtalıktan çıkar ve üreme organının üst kesimine gelir. Burada "beyaz" madde sarıya eklenir. Böylece iç yapısı bir bakıma bütünlenen yumurta,borunun alt kesimine doğru yoluna devam eder. Orada, sarı ve beyaz maddeler "membran",yani kabukla çevrelenecektir.Bu işlemde tamamlandıktan sonra,yumurta "yumurtlanmak" için hazır duruma gelmiştir.Yumurtanın kabuğu sert fakat gözeneklidir. Yumurtanın sıvı içeriği kabuğun gözeneklerinden buharlaşırken, büyüyen, gelişen tohum için aynı gözeneklerden oksijen alınır.

"Tohum /hücre", gelişip büyüyecek yavrunun çekirdek parçası sayılabilir. Kabuğun içinde, yumurtanın geniş,büyük bölümünün bir hava hücresi formunda gelişmesi için ayrıca iç kabuk vardır.

Yumurtanın beyazı veya albümin, tatsız,kokusuz,çoğunluğu su olan, yapışkan ve peltemsi görünümde bir maddedir. Beyazlığın içinde kalın ipçikler belirir. Bu ipliğimsi gergilerin görevi, sarı maddeyi yumurtanın merkez kısmında sarsılmaksızın tutacak bir hamak, bir yatak meydana getirmektir. Hemen hemen yuvarlak bir şekil alan sarı madde, yüzeyde çok küçük bir oyukta yatan tohum/hücre için besin niteliği taşır. Taze bir tavuk yumurtasının sarısına yakından ve dikkatle baktığınız zaman, tohum /hücreyi görebilirsiniz.

Bazı kuşların yumurtalarındaki tohum/hücre öylesine küçüktür ki, ancak bir mikroskop altında seçilebilir. Bir kuşun yumurtası,her zaman için kuşun büyüklüğüne bağlı değildir. Yumurtanın boyutu, tohum /hücreyi kuluçkadan çıkma noktasına kadar ulaştıracak,bunun için gerekli beslenme ( besleyici) miktarına bağlıdır

Daktilo Makinasını Kimin İcatı ?

Modern çağın icatlarından biri olan yazı makinesinin tarihi pek genç sayılmaz. 1714 yılında Henry Mili adında bir İngiliz'in kendi icadı olan yazı makinesine patent almak için müracaat da bulunduğuna ilişkin kayıtlar,bu sözümüzü doğrulayan bir belgedir.

Ancak söz konusu makine asla gerçekleştirilmedi. Bunun nedeni de kesinlikle bilinmiyor. Birleşik Amerika'da ilk yazı makinesinin patenti 1829 tarihini taşımaktadır ve William Burt adında birine aittir. O devirde "tipoğrafır" diye isimlendirilen bu makinenin günümüze kadar ulaşmış bir örneği yoktur.

1833 yılında, Progin adında bir Fransız,her harf için bir harf çubuğu olan makineyi icat etti.

On yıl sonra 1843 de, Amerikalı Charles Turber daha değişik bir yazı makinesini yapmayı başardı. Bu makinede harf çubukları pirinç bir tekerleğin kenarında bağlantılıydılar. Tekerlek bir merkez mili üzerinde hareket ediyordu. Böylece, istenilen harfin çubuğu çevriliyor ve alttaki kağıdın üzerine mürekkepli harfi basıyordu.

Söz konusu makinenin çok yavaş çalışması,pratik yararını azaltmaktaydı.

1856 yılında, gelişme yolunda bir adım daha atıldı. Yeni yapılan makinede harf çubukları ortak bir merkez ekseninde dizilmişlerdi. Başka türlü söylemek gerekirse, bugünkü yazı makinelerinde temel olan ilkeden yararlanılmıştı.

Pratik kullanış için uygun ve set halinde yapımına gidilen ilk yazı makinesi,Birleşik Amerikalı üç mucit tarafından gerçekleştirildi. Bunların adları Christopher Sholes.SamuelSoule ve Carlos Glidden'di. 1873 yılında,kendi buluşları olan makineyi daha da geliştirdiler.Kağıt dolgu lastik bir silindirin aralığından yerleştiriliyor mürekkepli şeridin sarılı bulunduğu bir makara dönerek, hareket halindeki şerit ikinci ve boş bir makaraya sarılıyordu.Yukarda isimleri sayılan üç mucit birleşmiş ve bir şirket kurmuşlardı. Üç ortağın makinesine benzer başka bir yazı makinesi,yaklaşık olarak aynı zamanda,Peter Mitterhofer adında bir Alman tarafından yapılmış ve Viyana Politeknik Enstitüsüne satılmıştı. Onu.Mathias Schwalbach adındaki bir teknisyenin icadı olan bir makine izledi.

Sholes.Glidden ve Soule,Densmere adındaki bir avukatın aracılığıyla, buluşlarını New York Eyaletinin büyük bir şehrindeki (Remington ve Oğulları)silah fabrikasına sattılar. Bir süre sonra, üç ortağın buluşu olan yazı makine-sinin seri halinde yapımına başlanmıştı. Piyasaya sürülen makineler istekle kapışıldığı için ilk örnekler sadece büyük harfle yazıyordu. Ertesi yıl model değiştirildi.Yeni model makine daha küçük harflerle yazıyordu. 1877 yılında, silindiri indirip kaldıran mekanizma, küçük harfler, sayılar ve bazı yazı işaretleri de katılarak,makine iyice geliştirildi.

Yazı makinesi,kadınların büro çalışmalarında büyük ölçüde yer almalarına zemin hazırladı. 1880 yılında New York'ta ilk daktilo kursu açıldı. Bunu,çeşitli yazı makinesi fabrikalarının açtıkları kurslar izledi.

Dizi

website stats